Raporda yer alan verilere göre, Türkiye cezaevlerinde yılın ilk çeyreği itibarıyla en az 58 gazeteci bulunuyor. Aynı dönemde en az 14 gazeteci gözaltına alındı, en az 150 gazeteci ise yargılandı. Bu tablo, gazetecilik faaliyetlerinin yoğun biçimde ceza soruşturmalarına konu edildiğini gösterdi.
Üç aylık sürede gazetecilere yönelik ceza davaları da dikkat çekti. En az 17 gazeteci, Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi kapsamında “Erdoğan’a hakaret” suçlamasıyla yargılandı. Bu davalarda iki mahkûmiyet kararı verilirken, bazı gazeteciler hakkında beraat kararları da çıktı.
Gazetecilere yöneltilen suçlamalar arasında cumhurbaşkanına hakaret, “yanıltıcı bilgi” yaymak, terör propagandası yapmak ve kamu düzenini tehdit etmek gibi başlıklar yer aldı. Hak örgütleri, savcıların bu suçlamaları sıklıkla kısa süreli gözaltı ve tutukluluk tedbirleriyle birlikte kullandığını, bunun da haberciliği aksattığını ve gazetecilerin çalışma imkânlarını sınırladığını belirtiyor.
Öne çıkan vakalar arasında, araştırmacı gazeteciler Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın, kamuoyunda “dezenformasyon yasası” olarak bilinen TCK 217/A maddesi kapsamında tutuklanması yer aldı. Düzenlemenin geniş ifadeler içerdiği ve savcılara tartışmalı görülen haberler hakkında işlem yapma imkânı tanıdığı eleştirileri dile getiriliyor.
Gazeteci Furkan Karabay hakkında ev hapsi kararı verilerek hareket özgürlüğü kısıtlandı, bazı gazetecilere ise yurt dışına çıkış yasakları getirildi. Aynı düzenleme, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmaları izleyen gazeteciler hakkında açılan davalarda da kullanıldı.
Gözaltına alınanlar arasında bir yabancı gazeteci de yer aldı. Fransız muhabir Raphaël Boukandoura, İstanbul’da bir protestoyu takip ederken gözaltına alındı ve daha sonra bir geri gönderme merkezinden serbest bırakıldı.
Rapora göre yılın ilk çeyreğinde en az 4 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı, en az 6 gazeteci tehdit edildi. Saldırıya uğrayanlar arasında Aydın’da bacağından vurulan gazeteci Durmuş Tuna da yer aldı. Bu vakalar, gazetecilerin sahada çalışırken karşılaştığı güvenlik risklerini bir kez daha gözler önüne serdi.
Sansür uygulamaları da raporda öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Üç aylık dönemde en az 242 haber ve gazetecilik içeriği erişim engeli veya kaldırma kararlarıyla sansüre uğradı. Bu kararların çoğunlukla ulusal güvenlik ve kamu düzeni gerekçesine dayandırıldığı belirtildi.
Düzenleyici kurumların uygulamaları da dikkat çekti. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), özellikle eleştirel yayın yapan televizyon kanallarına idari yaptırımlar uyguladığı ve toplam 1 milyon 472 bin 177 TL para cezası verdiği kaydedildi.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü ihlallerine ilişkin kararları kapsamında 2026’nın ilk çeyreğinde 36 bin 500 TL tazminata hükmedildi. Bu durum, ifade özgürlüğü ihlallerinin yapısal bir sorun olmaya devam ettiğine işaret etti.
Medya sektöründeki ekonomik daralma da rapora yansıdı. Yılın ilk üç ayında en az 31 gazeteci işsiz kaldı. Bu veri, sektördeki güvencesizlik ve baskı ortamının ekonomik sonuçlarını da ortaya koydu.
Basın özgürlüğü davalarını izleyen Expression Interrupted’a göre Türkiye’de halen 26 gazeteci cezaevinde bulunuyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in son Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde ise Türkiye, 180 ülke arasında 163. sırada yer aldı.
Hukuk davaları da gazetecileri ve medya kuruluşlarını hedef aldı. Beş gazeteci ve üç medya kuruluşu hakkında toplam 4,65 milyon Türk Lirası (yaklaşık 145.000 dolar) tutarında tazminat talep edilen davalar açıldı. Rapora göre davacıların arasında kamuoyunda tanınan isimler ve hükümetle bağlantılı kişiler bulunuyor.
Düzenleyici kurumlar da yayıncılara yönelik adımlar attı. Türkiye’nin yayın denetleyicisi Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), televizyon kanallarına para cezası verdi ve lisans gereklilikleri konusunda uyarılarda bulundu. Eleştirmenler, bu tedbirlerin hükümeti eleştiren yayın organlarını orantısız şekilde etkilediğini savunuyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler: Türkiye basın özgürlüğünde 163’üncü sırada

