IJA ve Almanya’nın köklü akademilerinden Haus am Dom işbirliği
Frankfurt Söyleşileri, Almanya toplumunun bütününü ilgilendiren meseleleri gündeme taşımaya devam ediyor. Almanya’nın en önemli akademilerinden biri olan Haus am Dom ve IJA iş birliğiyle düzenlenen seride bugünün sorunlarını tartışırken geleceğe dair çözüm önerileri sunuldu. Farklı toplumsal kesimlerin aynı masa etrafında buluşturulduğu etkinlikte, “Toplumsal birlik hangi sınamalarla karşı karşıya? Popülist hareketler nasıl güç kazanıyor? Çeşitlilik, tehdit mi yoksa demokrasi için bir kaynak mı? gibi sorulara cevap arandı.
“Duyulmayan Sesleri Duyulur Kılmak”
IJA Uluslararası İlişkiler ve Sosyal Sorumluluk Projeleri Direktörü Yasemin Aydın, açılış konuşmasında etkinliğin temel amacını “Genellikle duyulmayan sesleri duyulur kılmak ve alışılmış sınırların ötesinde tartışma alanları yaratmak” şeklinde tanımladı. 2 Ekim’in yalnızca tarihsel bir dönüm noktası değil, aynı zamanda süregelen bir demokratik görev olduğunu vurgulayan Aydın, “Günümüzde göç, çeşitlilik ve popülizm gibi tartışmalar demokratik toplumun temelini ilgilendiriyor: Bunlar dil, medya ve kurumlara güven meselesidir” dedi.
“Diyalog Olmadan Birliktelik, Çeşitlilik Olmadan Bütünleşme Olmaz”
Haus am Dom Direktörü Prof. Dr. Joachim Valentin ise Frankfurt’un birleşme sürecindeki rolünü ve kurumun uzun süredir yürüttüğü kültürlerarası çalışmaları hatırlattı. “Diyalog olmadan birliktelik, çeşitlilik olmadan bütünleşme olmaz” diyen Valentin, Haus am Dom’un normalde birbirleriyle konuşmayan insanların bir araya geldiği bir yer olarak konumlandığını belirtti. Frankfurt Görüşmeleri ile Almanya toplumunun bütününü ilgilendiren meseleleri gündeme taşıma ve farklı toplumsal katmanları aynı masa etrafında buluşturma hedefi vurgulandı.
“AfD’ye Protestodan Değil, İnanç Temelli Oy Veriliyor”
Ulusal ve uluslararası basında popülizm, demokrasi ve toplumsal bütünleşme konularındaki analizleriyle tanınan Halle-Wittenberg Üniversitesi Hükümet Bilimi ve Politika Araştırmaları Profesörü Dr. Marcel Lewandowsky, konuşmasında Alman demokrasisinin kurumsal sağlamlığına dikkat çekti. Demokratik memnuniyetsizliğin çoğunlukla anayasal yapıya değil, siyasetin günlük performansına yöneldiğini belirten Siyaset Bilimci Lewandowsky, özellikle AfD ve Yeşiller arasında karşılıklı antipatinin çok keskin olduğunu ifade etti. AfD’ye verilen oyların protestoya değil, inanç temeline dayandığını vurgulayan Lewandowsky, “Asıl dinamik, vatandaşların tutumlarında ve duygusal kutuplaşma biçimlerinde yatıyor” dedi.
Ana Akımın Tepkileri ve Popülizmin Güçlenmesi
Etkinliğin ikinci odak noktası, ana akım partilerin tutumu ve verdikleri tepkilerdi. Katılımcılar ve konuşmacılar, siyasetçilerin göç söylemlerinin radikal sağa yaklaşmasının popülist partileri güçlendirdiği eleştirisini dile getirdi. Etkinlikte, siyasetin kendi gündemini belirlemesi gerektiği savunuldu. Katılımcılar, sosyal adalet, iklim krizi ve kamu hizmetleri gibi temel konuların sağ partilerin çerçevesiyle değil, kendi özgün diliyle ele alınmasının önemine işaret etti. Bu yaklaşımın demokratik söylemin güçlenmesi ve toplumsal kutuplaşmanın önlenmesi açısından kritik olduğu belirtildi.
Çeşitlilik, Medya ve Entegrasyon Paradoksu
Etkinliğin sonraki bölümünde medya sorumluluğu ve çeşitlilik konusu ele alındı. Yasemin Aydın, eleştirel olmayan röportajların aşırı sağ görüşlerin normalleşmesine yol açabileceği uyarısında bulundu. Entegrasyonun görünürlük ve katılımı artırdıkça çatışmaları da beraberinde getirdiğini belirten Aydın, bunun bir başarısızlık değil, çoğulcu demokrasinin doğal bir müzakere süreci olduğunu ifade etti.
“Dezavantajlı grupların birbirine karşı konumlandırılması birlikteliği zayıflatıyor ve popülist mobilizasyona kapı aralıyor” diyen Aydın, bu durumun toplumsal uyumu tehdit ettiğini vurguladı.
Prof. Dr. Lewandowsky ise medyaya tarafsızlık yerine net analiz çağrısı yaptı. Ancak gazetecilikte bir ikilem olduğunu belirtti: “Sahne vermemek mi, yoksa sahneyi gerçek kontrol ve bağlamla sunmak mı?” Özellikle kamu yayıncılarının görev ile kaynaklar arasında sıkıştığını ifade etti.
Konuşmacılar, toplumda çeşitliliğe karşı genel bir açıklık olsa da etnik köken ve din gibi hassas konularda hâlâ önyargıların ve güvensizliklerin var olduğunu vurguladı.
Katılımcı Soruları ve Gelecek Perspektifi
Sunumların ardından katılımcılarla açık bir müzakere gerçekleştirildi. İlk soru, Doğu-Batı farkına odaklandı: Neden göçmenlerle gerçek karşılaşmaların az olduğu yerlerde sağ partilere destek daha yüksek?
Lewandowsky, bu soruya “temas hipotezi” ile yanıt verdi: “Düşmanlık, doğrudan deneyimden değil, medya aracılığıyla aktarılan imgelerden, stereotiplerden ve siyasi çerçeveden doğuyor. Günlük yaşamda çeşitlilik varsa, önyargılar genellikle daha az oluyor.”
Aydın ise göçmen geçmişi olan bireylerin de AfD’ye oy verdiğini belirtti. Bu durumun “biz uyum sağladık, sorun yenilerde” argümanından kaynaklandığını ve popülist “biz ve onlar” söyleminin azınlıklar içinde de yeniden üretildiğini ifade etti.
Görünür Olmak İçin Örgütlenme ve Siyasete Katılım
Genç bir katılımcının “Birey olarak ne yapabiliriz?” sorusuna Lewandowsky, “görünür olun, örgütlenin, siyasete katılın” çağrısıyla yanıt verdi. Aydın da siyasette çeşitliliğin toplumsal birlik için bir ön koşul olduğunu vurguladı.
Partiler, tüm eleştirilere rağmen temsili demokrasinin temel altyapısıdır. Ancak yaşlı, erkek ve akademik ağırlıklı yapılardır. Daha çeşitli bir demokrasi isteyenler, bu yapıları dönüştürmelidir.
Demokrasinin Geleceği: Sosyal Adalet Belirleyici Olacak
Etkinliğin son bölümünde, önümüzdeki yıllarda Alman demokrasisinin istikrarını belirleyecek faktörler tartışıldı. Prof. Dr. Lewandowsky, artan ekonomik eşitsizliğin güveni zayıflattığını, kutuplaşmayı beslediğini ve demokrasiyi zayıflattığını belirtti. Siyaset bilimci konuşmasında “Demokrasinin sürdürülebilir olması için sosyal güvenlik ve adil fırsatlar gereklidir. Sosyal adalet olmadan birlik kırılgan bir fikir olarak kalır; ama onunla birlikte demokrasi yeniden bağ kurma gücünü kazanabilir” mesajını verdi. (Fotoğraflar: Selahattin Sevi)

