Site icon International Journalists

BM’de dikkat çeken uyarı: “Avrupa sürgündeki gazetecileri korumalı”

Orhan Sait Berber-Cenevre

Dünya Basın Özgürlüğü Günü kapsamında Birleşmiş Milletler’de düzenlenen ‘Sürgündeki gazetecilerin korunması ve uluslararası baskı’ konulu panelde sürgündeki gazetecilerin karşı karşıya olduğu riskler masaya yatırıldı. Panelde konuşan insan hakları uzmanları ve basın özgürlüğü temsilcileri, sürgünün artık güvenli bir alan olmaktan çıktığını belirterek, gazetecilerin Interpol mekanizmaları, dijital gözetim ve siyasi baskılar yoluyla hedef alınmaya devam ettiği vurgulandı. Katılımcılar, bu durumun artık küresel bir insan hakları ve güvenlik sorunu haline geldiğine dikkat çekti. Paneli Uluslararası Gazeteciler Derneği (IJA) adına Turkish Minute’den Orhan Sait Berber takip etti.

Türkiye örneği öne çıktı

Panelde Türkiye, sürgündeki gazetecilere yönelik sınır aşan baskı tartışmalarında en dikkat çekici örneklerden biri olarak öne çıktı.

Uzmanlar, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı otoriter devletlerin muhalif gazetecilere yönelik baskılarını sınır ötesine taşıdığını ve sığınma statüsüne rağmen gazetecilerin hedef alınmaya devam ettiğini ifade etti.

Panel boyunca en sık dile getirilen mesaj “Sürgün artık güvenli değil” oldu.

BM özel raportöründen Avrupa’ya çağrı

Birleşmiş Milletler İfade Özgürlüğü Özel Raportörü Irene Khan, Avrupa ülkelerine özellikle sürgündeki Türk gazetecilerin korunmasını güçlendirme çağrısı yaptı. “Avrupa ülkeleri, siyasi ya da ticari ilişkilerin insan haklarının önüne geçmesine izin vermemelidir” dedi.

“Kimi durumlarda Türk hükümeti, Avrupa ülkelerinde yaşayan gazetecilerin geri gönderilmesini talep etti ya da onları taciz etmeye çalıştı,” diyen Khan, iltica hakkı tanınan gazetecilerin statüsünün tam olarak korunması gerektiğini vurguladı.

Khan ayrıca Avrupa ülkelerinin Türkiye ile olan siyasi veya ticari ilişkilerinin insan hakları yükümlülüklerinin önüne geçmemesi gerektiğini söyledi. Khan, sınır aşan baskının yalnızca basın özgürlüğünü değil, uluslararası hukuk düzenini de tehdit ettiğini vurguladı.

Interpol sistemine eleştiri

Panelde özellikle Interpol mekanizmalarının siyasi amaçlarla kötüye kullanılması konusu da ele alındı.

Gazetecileri Koruma Komitesi’nden (CPJ) Fiona O’Brien, birçok gazetecinin haklarında çıkarılan kırmızı bültenlerden haberdar bile olmadığını belirtti.

“Bu tür uygulamalar insanların seyahat özgürlüğünü, iş hayatını ve aile yaşamını etkiliyor,” diyen O’Brien, siyasi amaçlı taleplerin ciddi mağduriyet yarattığını ifade etti.

Medya Özgürlüğü Üst Düzey Hukuk Uzmanları Heyeti üyesi Can Yeğinsu ise Interpol sistemindeki temel sorunu şeffaflık eksikliği olarak tanımladı.

Uluslararası Barolar Birliği’nden Emily Foale de sistem içinde gazetecileri korumaya yönelik yeterli güvencelerin bulunmadığını ifade etti.

Kanada temsilcisi ise Interpol mekanizmalarının siyasi amaçlarla kötüye kullanılmasının gazeteciler ve muhalifler açısından ciddi sınır dışı edilme riski yarattığını söyledi.

OHCHR Tematik Katılım ve Özel Prosedürler Direktörü Peggy Hicks de Interpol kırmızı bültenleri ve uluslararası polis iş birliği mekanizmalarının “meşru hukuk uygulaması görüntüsü altında kötüye kullanılabildiğini” söyledi.

Geri göndermeme ilkesi

Panelde, siyasi baskı ya da işkence riski bulunan ülkelere zorla geri gönderilmeyi yasaklayan “non-refoulement” (geri göndermeme) ilkesinin korunmasının öneminin altı çizildi. Uzmanlar, siyasi nitelikli iade taleplerinin bağımsız şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Dijital gözetim ve yeni baskı araçları

Konuşmacılar, sürgündeki gazetecilerin sadece fiziksel değil, aynı zamanda dijital tehditlerle de karşı karşıya olduğunu ifade etti. Panelde Pegasus casus yazılımı ve dijital gözetim uygulamaları da geniş şekilde tartışıldı. Sürgündeki gazetecilerin telefonlarının adeta “24 saat çalışan gözetim cihazına” dönüştüğünü belirtildi.

ARTICLE 19 temsilcisi Joanna Szymańska, sosyal medya platformlarının organize şikayet kampanyaları yoluyla gazetecileri susturmak için kullanılabildiğini söyledi.

Szymańska, sürgündeki gazetecilerin “ajan” veya “terörist” olarak damgalandığını ve bunun hedef aldıkları toplumlarla bağlarını koparmayı amaçladığını ifade etti.

Uluslararası Barolar Birliği’nden Emily Foale da sınır aşan baskının giderek daha sofistike bir dijital ve hukuki baskı sistemine dönüştüğünü söyledi.

Foale, teknoloji şirketleri ve sosyal medya platformlarının gazetecileri çevrimiçi tehditler ve organize taciz kampanyalarına karşı yeterince koruyamadığını ifade etti.

BM raportörü Khan da dijital platformların gazetecilerin güvenli çalışabilmesi için daha fazla sorumluluk alması gerektiğini vurguladı.

Sınır aşan baskının küresel boyutu

Panelde, Belarus, Rusya ve Türkiye gibi ülkelerden gelen örnekler üzerinden sınır aşan baskının giderek küreselleştiği değerlendirildi.

Belaruslu sürgün gazeteci Yauhen Merkis, gazetecilerin “aşırılıkçı” ilan edildiğini, pasaportlarının iptal edildiğini ve ailelerinin baskı altında tutulduğunu anlattı.

Cemal Kaşıkçı cinayeti de sınır aşan baskının en çarpıcı örneklerinden biri olarak gündeme geldi.

“Kaşıkçı’yı düşünün. Ne yazık ki sınır aşan baskı nedeniyle hayatını kaybeden sürgündeki gazetecilerin en bilinenlerinden biri.” diyen Irene Khan, otoriter hükümetlerin artık gazetecileri kendi sınırları dışında da hedef alabildiğini söyledi.

“Sürgün yeni bir baskı aracına dönüşmemeli”

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Estonya Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Jonatan Vseviov ise basın özgürlüğü ile güvenliğin artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirtti.

“Barış sessizlik üzerine değil, gerçek, hesap verebilirlik ve güven üzerine kurulur,” diyen Vseviov, otoriter devletlerin gazetecileri sürgünde yaşadıkları ülkelerde de hedef aldığını söyledi.

UNESCO temsilcisi Sylvie Coudray, dünya nüfusunun yüzde 72’sinin otoriter rejimler altında yaşadığını ve basın özgürlüğünün son yıllarda ciddi gerileme yaşadığını belirtti.

İngiltere temsilcisi de Medya Özgürlüğü Koalisyonu’nun sınır aşan baskılar konusunda daha aktif çalışacağını açıklayarak sürgündeki gazetecilerin korunması için devletlerin, uluslararası kuruluşların ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi.

Panelin moderatörü Renaud de Villaines ise sürgündeki gazetecilerin genellikle sınır ötesi insan hakları ihlallerinin insani yüzü haline geldiğini söyleyerek, otoriter hükümetlerden kaçmak zorunda kalan muhabirlerle dayanışmanın önemini vurguladı.

Panelin sonunda yapılan değerlendirmede, sürgündeki gazetecilerin korunması için devletlerin, uluslararası kuruluşların ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerektiği ifade edildi.

Katılımcıların ortak mesajı ise net oldu:
“Sürgün yeni bir baskı aracına dönüşmemeli.”

Exit mobile version