Site icon International Journalists

23 Nisan’da Bayram var, ama babaları yok; Gazeteciler cezaevinde

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiş sembolik bir gün. Ancak Türkiye’de bu bayramı babasının boş sandalyesine bakarak ya da cezaevi görüş odalarında geçirmek zorunda kalan çocuklar için anlam, okul bahçelerindekinden çok farklı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) Mart 2026 itibarıyla güncellediği listede, gazetecilik faaliyeti gerekçesiyle cezaevinde bulunan 15 gazeteci ve medya çalışanı var. Bu isimler arasında eski Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet KaracaZaman Gazetesi yazarı Ali ÜnalTaraf Gazetesi yazarı Mehmet Baransu, Zaman Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü Ali OdabaşıTele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, BirGün muhabiri İsmail Arı, DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, Zaman Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü Ali Odabaşı,  Atılım Gazetesi sahibi ve yazı işleri müdürü Hatice Duman, ETHA muhabirleri Elif Bayburt ve Nadiye Gürbüz, Ajans Welat muhabiri Nedim Oruç, Odak Dergisi sahibi Erol Zavar, Ekmek ve Adalet Dergisi Ankara Temsilcisi Mustafa Gök, Eylül Sanat Edebiyat Dergisi editörü Erdal Süsem ve serbest gazeteci Ali Barış Kurt bulunuyor.

Bu isimlerin arkasında, bayramlarda babalarının sesini telefondan duyan, babalarının ellerini yılda birkaç kez açık görüşte tutabilen çocuklar var. Bazıları için ayrılık öyle uzun sürdü ki, artık cezaevi ziyaretinden önce biriktirilen haberler, getirilen resimler ve birbirine anlatılacak hatıralar ayın ritüeli haline geldi.

Bir Çizimde Baba Hasreti

Gazeteci Abdülhamit Bilici, 23 Nisan vesilesiyle yaptığı paylaşımda, sekiz yıldır cezaevinde tutulan Zaman Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü Ali Odabaşı’nın kızı Fatma Zümra’nın hikâyesini gündeme taşıdı. Bilici’nin aktardığına göre Zümra, babası cezaevindeyken dünyaya geldi; baba-kız arasındaki tüm hatıralar, açık görüşlerdeki birkaç kısa buluşmadan ibaret;

“Uyduruk suçlamalarla verilen 6 yıl 3 aylık hapis cezasının yatarını çoktan tamamlamış olmasına, 4 ameliyat geçirmesine sebep olan ağır sağlık sorunlarına ve AİHM kararına rağmen 8 yıldır keyfi olarak hapiste tutulan Av. Ali Odabaşı’nın küçük kızı Fatma Zümra, babası hapse girdikten sonra dünyaya geldi. Bu yüzden, babasıyla hatıraları, açık görüşlerdeki birkaç kısa buluşmadan ibaret. Şimdi ilkokul 3. sınıf öğrencisi olan Zümra, minik kalbindeki baba hasretini böyle resmetmiş. Av. Ali Odabaşı’nı serbest bırakın. Zümra’yı daha fazla babasından ayırmayın. Masum çocuklara, masum babalara, annelere zulmetmekten utanın. Yazıktır, günahtır, ayıptır, suçtur.”

Paylaşımda yer alan çizimde bayram renkleri var, ama Zümra’nın yanında olması gereken yer boş. Babasını tanıması, ancak cezaevi ziyaretlerinde mümkün oluyor. İlkokul çağındaki birçok akranı gibi 23 Nisan’ı okul etkinlikleriyle karşılayan Zümra’nın en temel dileği bir cümleye sığıyor: “Bayramda babam yanımda olsun.”

Yıllara Sığmayan Bir Ayrılık

Eski Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca da on yılı aşkın süredir cezaevinde. Onun gibi yıllardır özgürlüğünden yoksun bırakılan gazetecilerin çocukları, babalarıyla kurdukları bağı mektuplarla, kısa telefon görüşmeleriyle ve ayda bir yapılan ziyaretlerle ayakta tutmaya çalışıyor. Onların sayfalarca biriken mektupları, dışarıdaki hayatın babalarına ulaşmasının tek yolu çoğu zaman.

Uzun tutukluluklar çocuklar için yalnızca bayramlarda babanın eksikliği anlamına gelmiyor; okula başlamak, ilk dişin çıkması, bisiklete binmeyi öğrenmek gibi gelişim basamakları da babasız geçiyor. Bazı çocuklar için baba, hafızada değil yalnızca fotoğraflarda var.

Son Vedaya Bile İzin Verilmeyenler

Tutuklu gazetecilerin yaşadığı en ağır kayıplardan biri, ailelerinin cenazelerine katılamamak. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, tutuklulara birinci ve ikinci derece yakınlarının cenazelerine katılma hakkını tanıyor. Uygulamada ise bazı tutuklu gazetecilere bu izin verilmedi; anne, baba ya da yakın akrabalarını son yolculuklarında uğurlayamadan, arkalarından bir dua bile okuyamadan cezaevi duvarlarının ardında kalmak zorunda kaldılar.

Bu reddedilen izinler, sadece gazetecileri değil, çocukları da derinden etkiliyor. Bayramlarda bir araya gelemeyen aileler, cenaze günlerinde de bir araya gelemiyor.

Anayasa Mahkemesi, benzer davalarda cenaze izni verilmemesini Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak değerlendirdi. Ancak en verilen kararlar, kayıpların telafisi için her zaman yeterli olmuyor.

“Bayramda Babam Yanımda Olsun”

Çocuk psikiyatrisi alanında çalışan uzmanlar, ebeveynden uzun süreli ayrılığın çocuklarda kaygı bozukluğu, okul başarısızlığı, uyku bozuklukları ve akranlarıyla iletişim sorunlarına yol açabildiğini uzun süredir raporluyor. Tutuklu gazetecilerin çocukları için bayramlar, doğum günleri ve karne günleri çoğu zaman cezaevi duvarlarının gölgesinde geçiyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Subaşı/Türkiye kararında, cezaevi telefon görüşmelerinin hafta içi mesai saatlerine denk gelmesi ve bu saatlerde çocukların okulda olması nedeniyle babalarıyla konuşamaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde düzenlenen “özel ve aile hayatına saygı hakkının” ihlali sayılmıştı. Yani çocuklar, sadece babalarının fiziksel yokluğuyla değil, telefonun çalmadığı saatlerle de baş ediyor.

“Burası Dört Duvar”

İnsan hakları savunucusu ve aktivist Cemre Birand, 23 Nisan’a dair yaptığı paylaşımda cezaevlerinde büyüyen çocukların sesine şu dizelerle dikkat çekti:

“Bugün bayram diyorlar, 23 Nisan…

Ama benim okulum yok, burası dört duvar.

Oyuncaklarım az, şu yerdeki mavi minder sahnem,

En güzel oyuncağım, sımsıkı sarıldığım annem…”

Bu satırlar, bayramı okul bahçesinde değil koğuşlarda karşılayan çocukların gerçeğini özetliyor.

Türkiye’de Cezaevlerinde Kaç Çocuk Var?

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre 1 Nisan 2026 itibarıyla Türkiye’de ceza infaz kurumlarında 12-18 yaş grubunda toplam 4.524 çocuk bulunuyor: 1.260’ı hükümlü, 3.264’ü tutuklu.

Bu rakamlar, henüz mahkemece hüküm giymeden “tedbir” adı altında aylarca, bazen yıllarca özgürlüğünden yoksun bırakılan çocukların oranının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor: Her dört çocuk mahpustan üçü tutuklu.

Bir de bu sayılara dahil olmayan, istatistiklerde “refakatçi” olarak geçen bir grup daha var: Bakacak kimsesi olmadığı için anneleriyle birlikte cezaevinde kalan 0-6 yaş arası 891 çocuk. Hiçbir suç isnadı altında olmadıkları halde ilk renklerini, ilk seslerini, ilk kelimelerini cezaevi koşullarında öğreniyorlar.

Bayramın Gölgesinde Kalan Haklar

Türkiye’nin 1995’te taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, 9. maddesinde çocukların anne ve babalarıyla düzenli kişisel ilişki kurma ve doğrudan temas hakkını güvence altına alıyor. 3. madde ise tüm idari ve yargısal işlemlerde “çocuğun yüksek yararının” gözetilmesini zorunlu kılıyor.

Ne var ki gazetecilik gerekçesiyle tutuklu babaların çocukları için de, cezaevi koğuşlarında büyüyen çocuklar için de bu hak, 23 Nisan günü bir kez daha kâğıt üzerinde kalıyor.

Bugün Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği kürsülere bazı çocuklar çıkamıyor. Çıkamayanların söylemediği ama her bayram yaşadığı cümle değişmiyor:

“Bugün bayram ama babam yok.”

Exit mobile version