Site icon International Journalists

İran’da gazetecilik en tehlikeli meslektir

Diktatörler, sınırsız kontrol ve itaat için devlete bağlı kölelere ihtiyaç duyarlar. Bu köleler genellikle aşırı radikal inançlara sahip, düşünce açısından zayıf şuursuz kişilerdir. Humeyni’nin Devrim Muhafızları, bu köleliğin örneklerini resmediyor. Bu kişilere silah verildiğinde sonuçları felaketle sonuçlanabiliyor. Okullarda ya öğretmen ya da müdürlük görevlerini üstleniyorlar. Devrim Muhafızı kimliğini taşımaları devlet için çok önem arzediyor.

İran rejimi, sosyal medya, televizyon, gazete, kitap, resim ve müzik gibi araçların yardımıyla hayatlarımıza nüfuz ediyor. Geçmişte, İran-Irak savaşı döneminde video izlemek bile yasaktı dolayısıyla video cihazı olan evlerde kasetleri saklamak için çeşitli yöntemler kullanılırdı. O dönemlerde satranç oynamak, erkeklerin tişört giymesi, kadınların saçlarının açık olması ve dar pantolon giymesi de yasaktı. Bu yasakların birçoğu halen devam ediyor ve bunların hayatımızı nasıl esir aldığını anlatmak istiyorum.

Rejimin kitapları eğitmekten çok, insanları manipüle etme üstüne tasarlanmış. İnandığın değerleri yok etmek, devlete ve liderine bağlı olmanı sağlamak için okutuluyor. Toplumda çok büyük güce sahip olan arka plandaki kişiler, devletin her alanına nüfuz etmişler. İranlıların devletin tam kontrolü altında yaşamasını istiyorlar.

Çocukluğumda televizyon izlerken, çocuk programlarını sunan bir kadın vardı. Çizgi filmler Tom ve Jerry, Pinokyo, Sinbad, Tusubasa gibi eski çizgi filmler gösterilirdi. Hepsi sansürlüydü. Yabancı filmlerde kadınlar kısa kollu veya dekolte giyilmişse sansürlenirdi. Şarkı söylenilen sahneler sansürlenir ve yeri gelir nedeni açıklamadan yayından kaldırılırdı.

İran filmlerindeki aile sahnelerinde kızlar annelerine, oğlanlar babalarına sarılırlar. El ele değmeleri yasaktır. Yemek programlarında kadın aşçıların bileklerinin gösterilmesi yasaktır. Şarkılar genellikle şehitler, devrim ya da dini şarkılardan oluşur. Televizyonda İngilizce markaların isimlerini duyamazsınız. Hüznü dayatarak herkesin bilinçaltını kontrol etme yöntemi olarak kullanırlar. Diktatörler ümit vermeyi engelleyerek insanları daha kolay kontrol etmeyi amaçlarlar.

Çocuklar 90’lı yıllarda okullarda beyaz başörtüsü, koyu lacivert mantolu üniforma giyerdi. Duvarlar renksizdi. Siyah renkli yazılar, şehit resimleri, ayetler ve Humeyni’nin sözleri vardı. Okulun her yerinde Humeyni ve Hameney’in resimleri asılıdır. Okullarda renkli kalemler kullanmak yasaktı. Kitaplarda renkli bölümler çok fazla değildi. Kitaplarda kız, erkek çocuğu ile oynamazdı, sadece hemcinsi ile oynayabilirdi.

Bu öğretilerde çocuklara mutluluğun kötü bir şey olduğu anlatılır. Okulda işkence gören bir ailenin hikayesi anlatılır. Devlet okullarının denetimleri sırasında çocukların gerçekten ağlayıp ağlamadığı kontrol edilir. Özellikle Muharrem ayı başladığında öğrencilerden acı verici resimler çizmeleri istenir.

REJİMİN MAKBUL GAZETECİSİ OLMANIN YOLLARI!

Ortaokullar daha sade ve renksizdir. Duvarlar da asılı hiçbir şey yoktur. Ayna kullanmak ve makyaj yapmak yasaktı. Okul gazetelerinde rejimi övücü konuların ön plana çıkması istenirdi. Yazılarımız eğer beğenilirse bizleri gazetecilik veya televizyonculuk yapmaya yönlendirirlerdi.

Bu şekilde üniversiteye başlayan gazeteci adayları tek elden kontrol edilirler. Devlet bu gazetecileri çok seviyor. Beyinlerini yıkayarak yaptıkları haberlerle halkı yönlendireceklerinin farkındalar. Bu kişiler rejim yanlısı haberlerinden dolayı güzel paralar kazanıyorlar. Eğer bu tür bir gazeteci çok para kazanıyorsa, bu konuda büyük sorun vardır.

Kimi gazeteciler mesleklerinin yanı sıra ihtiyaç sahibi insanlara yardım ellerini uzatıyor. Ama bu gazetecilere çok baskılar yapılmaya başlandı. Halbuki makalelerini kanunlar çerçevesinde devlete zarar vermeyecek şekilde yayınlıyorlardı.

Gazeteci Nilüfer, İran’ın dünya gündemine oturmasını sağlayan Mehsa Emini olayının aydınlatılması için sadece resimler yayınladı. Gerçekleri dünyaya duyurduğu için bir casus olarak lanse edildi.

GAZETECİ Mİ İSTİHBARATÇI MI?

İran’da röportaj yapmak isteyen gazetecilerin çoğu istihbarat ile bağlantılıdır. Karşınızdakinin gazeteci mi yoksa istihbaratçı mı olduğunu bilerek soruları cevaplamalısınız. Muhalif söylemlerde bulunmanız halinde göz altına alınırsınız.

Gazeteciler gerçekleri söyleyince hapse atılırlar veya idam edilirler. İran’da gazeteci olmak ‘idam ipini’ elinde tutmak demektir. Kitaplar sansürlenir. Bir yazar, devletin onayını almadan kitaplarını yayımlayamaz. İran’da hem yazmak hem de yayıncılık en tehlikeli meslektir.

İran gazetelerinde yabancı kelimelere yer verilmez. İslam kültürünün izleri yayıncılıkta kullanılması gerekir. Genç gazeteciler devletin düzenlediği etkinliklerine katılımları zorunludur. Gazetecilerin çoğunun referans olarak bir Molla arkadaşı olmalıdır. Bu sadece İran’a mahsus bir olaydır.

ANNEMİN GENÇLİK DÖNEMLERİNDEN DE GEÇMİŞİ YAŞADIK

Annemin gençlik dönemi ile benim gençliğim arasında büyük farklar var. İlkokul döneminde, annemin resmine bakar ve kendi yaşadığım dönemin daha geçmiş tarihte kaldığını düşünürdüm. Babam uydu televizyonu getirmiş ve Türkçe müzik kanalını izlerdik. Kendimizi bambaşka bir dünyada hissederdik. O dönemlerde televizyon izlemek yasaktı. Yakalanmanız durumunda hapse atılırdınız. Bu bizi korkuturdu. Ama televizyon sayesinde dünyanın normal olduğunu, sadece bizim farklı olduğumuzu görürdük.

Şimdilerde dünyada olanları görmeye başladık. Farklı kültürler, yaşam tarzları ve insanlar hakkında daha çok şey öğreniyoruz. Bu da beni hoşgörülü, anlayışlı bir insan yaptı. Hayatın hem güzel ve hem de zorlu yönlerini görmeye başladım.

İran halkı, Taliban’ın Afganistan’da uyguladığı yasaklar ve özellikle kadınlar üzerindeki baskısını arttırmaya başladığında hiç şaşırmadı. Çünkü biz bu yasakları yıllardır yaşıyoruz. Devlet yöneticileri yasakları uygularken beyinleri yıkanmış bir şekilde davranıyorlar. Bunların İslam’la bir alakası yok. Çoğu insan İran’ın nerede olduğunu biliyor, bilmeyenler de zaten Mehsa Emini’nin öldürülmesinden sonra öğrenmiş oldu.

Her ne kadar baskı altında yaşasak da özgürlüğe olan inancımızı kaybetmemeliyiz. İnanıyorum ki bir gün özgürlüğümüze kavuşacağız ve yaşadığımız zulümler son bulacak. Kadınların eğitim hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi temel insan haklarından vazgeçmeyeceğiz. Birlikte mücadele ederek, özgürlüğün dünyada hâkim olduğu bir gelecek inşa edebiliriz. Bu yolda en önemlisi birbirimize destek olarak umudumuzu kaybetmemizdir.

 

* Azadeh Dindar insan hakları savunucusu ve elektrik mühendisi olarak İran dışında hayatını sürdürüyor.

Exit mobile version