Site icon International Journalists

Fevzi Yazıcı’nın hücrede çizdiği eserler Yeh Art Gallery’de

15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanan ve 3 yılı aşkın süredir Silivri’de tutsak olan Zaman Gazetesi eski Görsel Yönetmeni Fevzi Yazıcı’nın hücrede çizdiği eserlerden oluşan sergi New York’taki Yeh Art Gallery’de açıldı.

St. John’s Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı ‘Dark White’ (Karanlık Beyaz) isimli sergide Fevzi Yazıcı’nın 40 eseri yer alıyor. Fevzi Yazıcı’nın gazete tasarımcısından öte önemli bir yetenek olduğunu ve onun eserlerini sergilemekten dolayı heyecan duyduklarını belirten Yeh Art Gallery Direktörü Owen Duffy, ”O derin bir ressam ve harika bir font tasarımcısı. O çok yetenekli bir sanatçı ve onun eserlerinin görülmesi lazımdı. Sergiyi bu sebeple düzenledik.” dedi.

14 Mart’ta kadar halka açık kalacak serginin davetlileri arasında Washington Post Görsel Yönetmeni Greg Manifold da vardı. Fevzi Yazıcı ile sadece meslektaş değil arkadaş da olduklarını belirten Manifold, sergi sayesinde Yazıcı’nın hikayesinin geniş kitleler tarafından öğrenileceğini söyledi.

Afişini Fevzi Yazıcı’nın, ‘Eskiden siyah-beyaz çizerdim, şimdi artık karanlık ve beyaz’ başlığıyla çizdiği sergiyi organize edenlerden biri de St. John’s Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Alex Morel’di.

Fevzi Yazıcı’nın hapiste olması sebebiyle sergiye katılamadığı için üzüntülerini dile getiren Morel, “Çok özel ve harika bir sanatçının, görsel yönetmenin çalışmaları ile birlikteyiz. Yazıcı’nın inanılmaz bir hikayesi var. Burda bizimle olamaması gerçekten çok üzücü. O hapishanede ama eserleri bu akşam Fevzi’yi özgür kılıyor.” ifadelerini kullandı.

FOTO | Greg Manifold

FEVZİ YAZICI’DAN SERGİYE MEKTUP

Fevzi Yazıcı, sergi için ingilizce bir mektup kaleme aldı. ‘Bir sergi hayal ediyorum’ başlıklı mektupta kendi hşkayesini ve serginin adını neden ‘Dark White’ (Karanlık Beyaz) koyduğunu anlattı.

‘İlerde olması muhtemel bir sergi için bir giriş yazısı yazdım. Üç vakte kadar olması dileğiyle…’ başlayan mektup şçyle:

Kendimi hep bir sanatçı-gazeteci olarak tanımladım. Sanatçılığım Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinden, gazeteciliğim ise Zaman’dan geliyor. Dizayn Direktör olarak uzun yıllar gazetecilik yaptım ama yöneticilik bazı şeyleri benim için imkânsız kıldı.

Çocukluğumdan beri beni niteleyen en önemli vasıflardan biri, bir köşeye terk edilmişti adeta: Resim çizmek. Vasıftan öte, resim çizmek benim için bir tutkuydu. Ama zamanla geliştirdiğim bir ara formül sayesinde bununda üstesinden gelebildim. Sürekli katılmak zorunda olduğum toplantılarda, kulağımla insanları dinlerken, ellerim hep işledi durdu, eskizler çizdi, resimler yaptı. Resim yaparken malzeme konusunu bir engel olarak görmedim. Şartlar gereği elimde tükenmez kalem vardı ve ben tükenmez kalemin güzelliklerini keşfetmeye koyuldum. Hiç kurşun kalem kullanmadım bu resimlerde. ‘’Peki hata olunca ne yapıyorsun?’’ diye soranlar elbette oldu. Onları da tükenmez kalemin incelikleriyle hallediyordum tabi ki.

Hapisteyken de tükenmez kalemle çizmeye devam ettim. Resim malzemesi istememe rağmen buna izin verilmedi. Ben yine de takılmadım ve bildiğim yoldan devam ettim. Allah’tan antremanlıydım. Bu çalışmalardan bir kısmını eski çizdiklerime ekledim. Sonuçta ‘içerden’ ve ‘dışarıdan’ bir karışım ortaya çıktı. Her iki grup resimlerin ortak özelliği nedir diye sorulacak olursa ‘hepsi de özgür’ derim hiç düşünmeden. Resmi, sanatı ve dahi düşünceyi tutuklayamazsınız ki. İnsanlar içerdeyken daha çok düşünüyor, daha çok çiziyor ve daha çok yazıyor. Evet şimdilerde çokça yazıyorum…

Resimlerde konu sınırlaması yapmadım. Bazen gündemden etkilenip çizdim bazen de içimden gelen coşkuları kâğıda aktardım. Sonraları bu çalışmalar birikip bir yekûn oluşturunca yaptığım faaliyete bir isim koyma gereği duydum. Yaptığım işi farklı kılan özelliği neden öne çıkarmıyorum diye kendi kendime sorup ’Toplantı Notları’ dedim onlara. Herkesin yazı ile not aldığı bir ortamda ben de tükenmez kalemle resmediyordum.
Daha önce de bu başlık altında bir resim sergisi açma düşüncesi olmuştu ancak şartlar buna izin vermedi maalesef. Şartlar hem de ne kötü şartlar… Şimdi resimlerimi eve, beni de hücreye hapsettiler. Sanatçıyla eserini ayırmak hapislerin en büyüğüdür belki de. Bitmek bilmeyen bir işkence…

İşlemediğim bir suçtan dolayı hayatımdan (şimdilik) üç buçuk yıl koparıldı. Beni yaşatan şeyse suçsuz olmanın verdiği o muazzam rahatlık. Ama ben ne ilkim ne de son olacağım. Tarih bunun örnekleriyle dolu değil mi? Eşinin ’seni haksız yere öldürecekler’ demesine karşılık Sokrates’in ’haklı yere öldürselerdi daha mı iyiydi?’ demesi gibi, benim de içim rahat. Er ya da geç bu vahim hatanın düzeltileceğine olan inancım tam olduğu için ben üretmeye devam ediyorum. Daha yapacak o kadar çok şey var ki…
Hapishanede olmasaydım serginin adı ’Toplantı Notları’ olarak kalacaktı. Ancak resimlere içerdeyken eklediklerimle birlikte durum bambaşka bir hal aldı.

SERGİNİN ADINI NEDEN ‘DARK WHITE’ KOYDUM?

Serginin adını ‘Dark White’ koymamda içinde bulunduğum hücre ortamı ve kullandığım malzeme etkili oldu. Bu küçük odada hiçbir zaman beyazı tam beyaz görmedim. Odam gündüzleri doğan güneşin ışıklarını almıyor. Duvarlardan yansıyan ışıkla yetinmek zorundayım. Bu nedenle elde ettiğim beyaza ben ‘’koyu beyaz’’ diyorum.

Malzeme konusunda da durum pek parlak değil. Boya ya da renkli kalemlerim yok. O nedenle tükenmez kalemin siyahı ve kâğıdın beyazıyla idare ediyorum. Artık o siyahın adı ’Dark’ kullandığım tekniğin adı da ‘Dark White’. (Koyu beyaz-karanlık beyaz).

Şartlar ne kadar ’Dark’ olsa da umutlarım daima ’White’ olmaya devam edecek.

Exit mobile version